Gugar Hangi Dilde?
Bazen bir kelime, bir şehri hatırlatır. Kayseri’de, taş sokaklarında yürürken aklımda bir kelime yankılanıyor. “Gugar”. Ne olduğunu bilmiyorum, ama bir şekilde bu kelime her geçen gün daha fazla ilgimi çekiyor. İçimde bir eksiklik var; bir kelimeye takılmış, o eksikliğin peşinden gidiyorum. Kimse bana ne olduğunu açıklayamıyor, herkesin kendi yolculuğu var ama benim yolculuğum bu kelimenin etrafında dönüyor. Bu yazı, “Gugar hangi dilde?” sorusuna sadece bir cevap arayışı değil, bir kaybolmuşluğun, bir bulamamanın hikayesi olacak.
1. Bölüm: Kayseri’de Bir Gün
Kayseri’nin sabahları benim için özel. İnsanlar sokaklarda birbirine gülümsüyor, pazarlarda alışveriş yapanlar sessizce konuşuyor, ama ben onların arasında kayboluyorum. Kafamda yalnızca bir soru var: “Gugar hangi dilde?” Tüm sabah boyunca bunun cevabını arıyorum. Ya da belki sadece cevabı bulmaya ihtiyacım var. O an, bir anlığına her şeyin yerli yerinde olduğunu hissediyorum. Ama sonra o eksik kelime geliyor ve kaybolan her şey gibi bana da bir boşluk bırakıyor.
Yine de, yaşadıkça insanın kafasında bir kelime, bir şey dönüp duruyor. “Gugar” dediğimde kimse anlamıyor. Ya da belki de kimse cevap vermek istemiyor. Oysa ben sadece bir açıklama, bir yol arıyorum. Ve fark ediyorum ki, bazen insanlar cevap vermezler çünkü gerçeği duymak istemezler. Belki de “Gugar” sadece bir boşluk, ama yine de içine girmeye çalışmak, bir kapıyı açmaya çabalamak gibi bir şey.
2. Bölüm: Bir Akşamüstü
Bir akşam, gökyüzü al al olmuşken, bir çay ocağının köşesinde otururken önümdeki çayı yudumlamaya başladım. Akşamüstü rüzgârı, Kayseri’nin o taş sokaklarına özgü o huzur veren esintiyi getirmişti. O sırada yanımda oturan yaşlı adamın sohbetine kulak misafiri oldum. Konu neydi? “Gugar”. Benim sorduğum soru nihayet bir şekilde ona ulaşmıştı. O, hiç tereddüt etmeden, “O bir dildir,” dedi. “Ama kaybolmuş bir dil.”
Bunu duyduğumda, içimde bir şey kıpırdadı. Kaybolmuş bir dil… Kaybolmuş bir şey. Bu kelimeyi hiç bu kadar anlamlı duymamıştım. Ya da belki de bu kelimeyi aradıkça daha fazla anlam yüklemiştim. Belki de kaybolmuş bir dilde, kaybolmuş bir zamanın içinde, kaybolmuş bir yerin derinliklerinde, ben de kendimi bulabilirdim.
3. Bölüm: Kaybolan Bir Duygu
Her şey kaybolmuş gibi hissediyorum. İnsanlar, kelimeler, hatta zaman bile kaybolmuş gibi. Bir dilin kaybolması, o dilin içindeki tüm duyguların kaybolması gibidir. Gugar, sadece bir kelime değil, belki de bir his. Kaybolmuş bir dili yeniden bulmak, bir anlamı yeniden inşa etmek gibi bir şey. Ama bir yanda da şüphe var: Belki de bazen bir şeyin kaybolmuş olması, onu aramak için bir bahanedir.
Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, bazen etrafımda olup biten her şeyi unutuyorum. Gugar’ın kaybolmuş bir dil olduğunu öğrendikten sonra, o dilin bana anlam yüklediği her şeyin yeniden şekillendiğini hissediyorum. Gugar, belki de kendi duygularımı kaybettiğimi fark ettiğim bir andı. “Gugar” kelimesi, bir eksiklik, bir kaybolan zamanın isyanıydı. Ama bir yanda da umut vardı; belki bir gün bulurum, belki bir gün anlayabilirim.
4. Bölüm: Bir Cevap Arayışı
Bir sabah, Kayseri’nin sabahına uyanırken, o kadar çok soru vardı ki kafamda. Gugar’ı sormaktan bir adım daha ileriye gitmem gerektiğini fark ettim. Belki de sadece kelimenin peşinden gitmek değil, kaybolan bir dili yeniden keşfetmek gerekiyordu. İnsanın hayatında bazen her şey kaybolur; sevgi, zaman, hatta kelimeler. Ama belki de kaybolmuş olan şey, en çok aradığımız şeydir.
O an, Kayseri’de her şey normal devam ediyordu ama ben içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyordum. Sanki zaman bir adım geri gitmiş ve ben, yıllar önce kaybolmuş bir kelimenin, bir dilin peşinden gitmeye başlamıştım. Bir dil kaybolmaz; insanlar kaybolur, duygular kaybolur. Ama bir kelime, bir duygu kaybolmuşsa, onu yeniden bulabilmek için daha derinlere inmeli, daha uzun bir yolculuk yapmalısınız.
5. Bölüm: Gugar’a Dönüş
Bir sabah, her zamanki gibi çayımı içerken, aklımdan bir şey geçti. Gugar, sadece bir kelime değil, bir hissiyat; bir kaybolmuş zamanın izleri. Ve belki de o zaman, o kaybolmuş dilin derinliklerinde kendi kaybolmuşluğumu bulabilirdim. Gugar, bir dilin kaybolmuşluk hali, bir ruhun kaybolmuş halidir. Herkesin içinde bir kaybolmuşluk vardır, bazen fark etmeden. Ama o kaybolmuşluk, başka birini bulabilmek için de bir kapı açabilir.
Bugün, bu yazıyı yazarken, Gugar’ın hangi dilde olduğunu hala tam olarak bilmiyorum. Ama bu, belki de çok önemli değil. Çünkü Gugar, kaybolmuş bir dilin isyanı, aynı zamanda yeniden bulunma ümidi. Ve belki de en sonunda, her şey kaybolmuş olsa da, o kaybolmuşluğu kabul etmek, ona sahip çıkmak gerekiyor.
6. Bölüm: Sonuç
Gugar hangi dilde? Bu soruyu sordum, ama cevabını bulamadım. Bazen kaybolmuşluk, cevabını bulamayacağımız soruların peşinden gitmek gibi bir şeydir. Kayseri’de, o taş sokaklarda, bir kelimenin etrafında kaybolmak, her şeyin kaybolmuş olduğunu hissetmek, ama sonunda her şeyin kendi yolunu bulması gibidir. Belki de hayat, kaybolduğumuz yerlerden başlamalıdır.
O eski akşamdan sonra, gökyüzüne bakarak bir süre düşündüm. Gugar, kaybolmuş bir dilin simgesiydi ama belki de o kaybolmuşluğu sevmenin zamanıydı. Kaybolan her şeyin yerine, belki de yeni bir anlam yaratılabilir.
Ve belki de bu, tam olarak cevabını bulamayacağımız bir sorudur. Ama önemli olan, o sorunun bizim içimizde yaşamasıdır. Kaybolan bir kelime, kaybolan bir dil, kaybolan bir his… Belki de sonunda aradığımız şey, bu kaybolanların içindeki bizdir.